Hayat, verme ve alma yasası üzerine kurulmuştur. Vermeden alamaz, almadan veremezsin…
Hayatımızın belli dönemlerinde sorarız “Neden bunlar benim başıma geldi?” diye.
“İstediklerim olmadı, sevdiklerim benimle kalmadı, işlerim ters gitti…” Tüm bunların temelini kendimizin kazdığını bilemeyiz. Hayatı sorgularız, bize bunu yaşatanlara ve en çok da kendimize kızar, tüm bu kızmalarımızla hiçbir şeyin değişmediğini görmemize
rağmen yine de sormaya devam ederiz: “Neden?” diye. Cevabı çok basit aslında;
çünkü hayat, verme alma yasası üzerine kurulmuştur. Önce verecek sonra alacaksın. Vermeden alamaz, almadan veremezsin…
Kolay elde edelim, uğraşmayalım ama sahip olalım, çalışmayalım ama kazanalım, sevmeyelim ama sevilelim, beğenmeyelim ama beğenilelim istiyoruz; ki ne yazık ki böyle bir dünya yok. Seviyorsak seviliyoruz, gülüyorsak bize gülüyorlar, çalışıyorsak kazanıyoruz, emek veriyorsak gelişiyoruz. Ancak durum tam tersiyse, o zaman
yaptıklarınızdan iyi şeyler beklemeniz hatadır. Şu an en doğrusunu yaşıyoruz ve ne veriyorsak onu alıyoruz. Sizce de aksi çok saçma olmaz mıydı? Hatlar karışırdı. Emek, çaba, meşgale olmadan bomboş geçen zamanlarla amaçsız ve hedefsiz insanlar halini alırdık. Belki başka bir boyutta bunu yapmak normal olabilir ancak Dünya’da bunu yapmak can sıkıntısından başka bir şey getirmezdi bize. Zaten günümüzde bile sıkıntıdan patlayan çok insan varken, ben gerçekten o zaman olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum.
Birilerine “hak etmiyor ama orada” diyoruz ya bazen, hayır o kişi bulunduğu noktayı gerek ahlaki gerek gayri ahlaki hak etmiştir ki oradadır; çünkü hayat bize ektiklerimizi sunar ve verdiklerimizi yansıtır. Arpa ekip, buğday elde edilemeyeceği gibi umutlarımızı, hayallerimizi ekmediğimiz bir yerde de isteklerimizin gerçekleşmesini
bekleyemeyiz. Yalnızca ekmek yetmez tabii ki, onu sulamak, soğuktan, kardan korumak gerekir. Önce hayal kurmak, hayalin sonunu getirebilmek, bunun için hedeflerimizi belirlemek ve hedefe götürecek alt basamakları yani amaçları ortaya çıkarmak gerek. Gerekiyorsa uyumamak, gerekiyorsa erkenden kalkıp yollara düşmek, aç kalmak, çok antrenman yapmak gerek… Bununla beraber “Sen bunu yapamazsın!” sözlerinden kurtulmak, enerji vampirlerinden uzaklaşmak da kardan, soğuktan korunmak kısmına giriyor. Unutmayın, “Hedefleriniz uykularınızı kaçırmıyorsa ya hedeflerinizde ya da siz de bir sorun vardır!”
Çoğumuz hedeflerimizi bile tam olarak belirleyip, hayata o yönde verilmesi gereken mesajı veremezken başımıza gelenlerin sebepleri çok belli değil mi sizce de? Tarlaya ekmen gerekeni ekme, hayal kurma, hedefini ve amaçlarını belirleyip, planlar oluşturup yapman gerekenleri yapma, ektiklerini soğuktan ve kardan koruma, seni aşağı çeken
insanlardan ve olaylardan uzak durma…
Sonra, “Çok üzgünüm bu işte başarısız oldum, çok üzgünüm sevgilim beni terk
etti, çok üzgünüm kilo veremedim veya alamadım, çok üzgünüm hayat hep bana
istemediklerimi verdi” diye yakın. Evet, tam da dediklerini yaşamak ve üzülmek
zorundasın; çünkü yapman gerekenleri yapmadın. Sen de şu an bu söylediklerimi
yaşıyorsan, bir an için durup hayata ne verdiğine, hedefine gitmek için nelerden vazgeçebildiğine, amaçlarını belirleyip ilk adımını atmaya cesaretin olup olmadığına, planlarını uygulamaya başlayıp başlamadığına bir bak. İsteklerine ulaşmanın tek bir yolu vardır: Gerekli sabrı göstererek bu yol uğrunda vermen gerekenleri vermek… O noktada neler alacağını bir düşün. Onları aldığında verdiklerinin hiçbir önemi kalmayacak! Hadi, daha fazla bekleme! İsteklerin onları gerçekleştirdiğin noktada seni bekliyor. İlk adımlarımızı atabildiğimiz bir ay olması dileğimle.


