En yeni koşu bilgilerini egzersizlerinizde uygulayın ve daha zekice çalışıp kendi rekorunuzu kırın.
“Bilim, hobi olarak koşu yapan birisini bir atlete dönüştüremeyebilir, fakat her koşucunun en iyi performansını ortaya koymasına yardımcı olabilir.”
Dışarıdan bakıldığında koşu, epey basit bir eylem gibi görünür. Bir ayağınızı diğerinin önüne atarak, ileriye doğru bir momentum kazanırsınız. Yürümenin aksine koşarken bazen iki ayağınızın da yerden kesildiği anlar yakalarsınız. Ancak insan, bundan daha gelişkin bir mekanizmadır ve koşmanın inceliklerini araştıran bilim de kapsamlı ve karmaşıktır.
Antik Yunanların zamanından bu yana koşu, bir hareket halinden bir yarış sporuna ve vakit geçirme eğlencesi haline evrildi. Yakın zamanlardaysa bilim adamlarının ister egzersiz sonucu olarak, ister çevresel etmenlerin yansıması olarak strese insan vücudunun nasıl tepki verdiğini ve buna nasıl uyum sağladığını anlamalarında yardımcı olmaya başladı. Senelerdir yolda, sahada veya parkurda koşan sporcular ile laboratuarda koşmanın etkileri üzerine çalışan bilim adamları arasında neredeyse hiçbir etkileşim olmamıştı.
Koşmanın bilimsel idrakine varıldıkça, bu bilginin insan edimini güçlendirmek için bir uygulama bulma arayışı da arttı. Bilim insanları koç ve atletlerle çalışarak sporcuların performanslarını ve antrenmanlarını geliştirmenin yollarını aramaya başladı. Başlangıçta bu çalışmalar özellikle direnç koşucuları gibi üst sınıf sporculara odaklanmıştı ve bilim insanları laboratuvarda tahmin ettikleri maksimum oksijen alım miktarı gibi bazı etkenlerin, gerçeklikte bir karşılığı olduğunu gördü.
Koşunun Yükselişi
Beslenme uzmanları, sporcu psikologları ve biyomekanikçilerin kendi bilgilerinin performans ve hazırlık evrelerine ışık tutabileceğini keşfettiklerinde, bilimin konuya yaptığı katkı zamanla daha da genişledi.
Aynı zamanda, önceleri sadece iyi eğitimli üst sınıf sporculara ait olduğu varsayılan koşu sporu dünya genelinde milyonlarca insan tarafından yapılmaya başlandı. Direnç koşusu daha ziyade ‘normal’ insanların ilgi alanı haline geldi. Maratonlarda ve hatta ultra maratonlarda artık, daha önce benzer etkinliklerde yarışmamış bireyler de yer alıyordu. Koşuya olan rağbetin kitleler halinde artması koşu üzerine çalışan bilim insanları için bulunmaz bir nimet. Çünkü her ne kadar yarışın sonunda podyuma çıkamayacak olsalar da, eğlence amaçlı yarışmaya katılan koşucular yapabildiklerinin en iyisini yapmak istiyor.
Birçoğunun koçu yok. Fakat büyük çoğunluğu en iyi nasıl hazırlanacağını ve yarışacağını, yani vücutlarından alabileceklerinin en iyisini ortaya nasıl koyacağını öğrenip uygulamak istiyor. İşte bu noktada bilim bize yardımcı olabilir.
Hobi olarak koşu yapan birini bir olimpiyat şampiyonuna dönüştürmeye yetmeyecektir, fakat performansının en iyisini elde etmesine yardımcı olabilir; bazı hataları yapmasını engelleyebilir ve hepsinden öte spordan aldığı zevki pekiştirebilir. Bilimin koşu eylemine bakış açısı gerçekten de geniş.
Koşu bandında antrenman yapmak yarış performansını arttırabilir mi?
Genel anlamda koşu bandı ve zemin bazlı koşu kinetik ve kinematik parametreler bağlamında benzerlik gösterir. Aynı VO2 seviyesi (şiddetli egzersizlerde kullanabileceğiniz maksimum oksijen miktarı) koşu bandında da -tabii hava direncini de göz önüne alıp %1 eğim eklerseniz elde edilebilir. Fakat her koşucunun bu soruyu cevaplamadan önce bilmesi gereken bazı gizli farklar vardır. Toprakta koşmayla kıyaslandığında koşu bandı antrenmanı diz esnekliği, kalça esnekliği ve bileklerin gerginlik erimini azaltır; topuğun ve bileklerin kendi etrafında dönme eğilimini arttırır. Daha net olmak gerekirse koşu bandında düşük şiddetlerde koşmak (1000010) daha kısa adım uzunluğu ve daha yüksek ritm dolayısıyla uçuş safhasının kısalmasına neden olur. Daha şiddetli depar ve koşularda (1000030) adım kinematiği ve destek ve uçuş (1000000) süreleri benzerlik gösteriyor. Ancak, alt bacak (1000000) daha az gergin, daha hareketli ve daha açılı bir performansta çalışıyor. Bu da ayaklarınızı daha çok vurmanıza ve yüksek hızlarda ileriye daha çok eğilmenize neden oluyor. Koşmanın kinetiği koşu bandında da değiştirilebilir. Maksimum itiş gücü ve iç- dış kuvvetlerin etkinliği koşu bandında azalır. Muhtemelen koşu bandındaki bandın, koşucunun itiş gücünü arttırmasına yardımcı olmak için hareketlerine esnek bir tepki vermesinden kaynaklanıyor.
Bu da dikey kuvvet ve dizin ürettiği kuvvetin azalırken; adım atarken düz zeminde olduğundan daha fazla bilek hareketi üretmesine sebep oluyor. Yani koşu bandında antrenman yapmak aslında biraz daha farklı bir tarzda koşmayı gerektiriyor. Daha ileri yaslanıp, adımlarınızı yumuşatıyorsunuz.
Koşucular ayrıca daha gelişmiş bir dinamik denge ve eklem kararlılığını, çeşitli arazilerde antrenman yaparak kazanabilir. Bu şekilde, müsküloskeletal sistemin zemin temasıyla ilişkili kuvvetlere alışmasına yardımcı olunabilir. Ayriyeten, koşu bandında antrenman yaptıklarında koşucuların dönüş kabiliyeti veya yokuş aşağı koşu teknikleri geliştirme fırsatı olmuyor.
Koşu bandı antrenmanı yine de işe yarayabilir. Önemli derecede kardiyovasküler kazanımlar elde edebilirsiniz. Zemin tepki kuvveti koşu bandında daha düşük olduğu için, kronik stresle ilişkili sakatlık geçirmiş bir sporcu için kullanışlı olabilir. Belli bir şiddette koşu temposu bu aletlerde yüksek olduğu için, bazı sporcular koşu bandını bir çeşit yüksek-hız antrenmanları için kullanıyor. Ancak benzer antrenmanların, zemine geri dönüldüğünde görülen performansa yönelik bir etkisi olup olmadığına dair herhangi bir araştırma yapılmadı.


