Sizlerle paylaşacağım bu ilk maceramıza, her karesi tablo gibi olan Kaş’tan başlayacağız. İlk hedef Kaş’ın arkasındaki Asas Dağı. Bu etabı bisikletle tırmandıktan sonra zorlu bir parkur olan Kaputaş Kanyonu’nu ardımızda bırakıp Kaputaş Plajı’na varacağız ve maceramız kanoyla devam edip Mavi Mağara’da son bulacak.
Çocukluğumdan beri aktif bir hayat sürmeyi, geç saatlerde uyumaktansa erken uyanıp dışarı çıkmayı, boş oturmanın ruh ve beden için sakıncalarını, çalışan demirin ışıldayacağını dinleyerek büyüdüm… İki buçuk yaşlarında babam kayak yaparken sırt çantasında başlayan doğa ve aktif yaşam maceram, yine aynı yaşlarda beni denizde kendi başıma yüzdürmesi ile devam etti. Bu bölümleri hiç hatırlamasam da hem beynime hem vücuduma çok ciddi şekilde kodlandığı tartışma götürmez bir gerçek. O günlerden bu günlere geldiğimde şöyle bir geriye dönüp baktığımda çok güçlü bir “iyi ki” diyorum. Böyle bir anne babanın elinde yetişmiş olmaktan çok mutluyum. Hayatın daha başlarında böyle bir yaşam biçimi ile tanışmak bence olağanüstü bir şans. Buna kişisel beceri demek bile doğru değil. Çünkü kime ve hangi ortama doğduğunuza siz karar veremiyorsunuz. Bu bölümü uzattıkça uzatırım aslında… Anlatırken çok keyif aldığım bir yolculuğun hikayesi ama asıl konumuz olan “Doğa ve Fitness”a daha fazla yer ayırmak istiyorum.
Ne mutlu bana ki çocukluk dönemi sonrası aksiyon sporları sadece hobilerim ve yaşam biçimim değil, aynı zamanda işim de oldu. Bu sayede dünyanın en önemli doğa/aksiyon sporlarının markaları ile birlikte çalışma ve birinci ağızdan ekipman seçimini ve önemini öğrenme şansı yakaladım. Bütün bu yaşananlara baktığımda hepsinin aslında büyük bir ahenk içinde birbirini tamamladığını ve bugünkü beni nasıl ortaya çıkardığını daha iyi anlıyorum. Buna ne kadar minnettar olsam azdır. Hayatın bu noktasında artık hedefim şu anda görevim olana SPX Mağazacılık CEO görevini yürütmenin yanında 3 misyon çevresinde şekilleniyor: Doğada spor yapmak ve en başta yakın çevreme, sonrasında daha geniş kitlelere dışarı çıkmaları ve hareket etmeleri için ilham vermek. Doğaya çıkan insanların hem güvenlik hem de konfor alanlarını sağlamak için doğru ekipman kullanımını anlatmak ve bu sayede insanların tekrar tekrar doğaya çıkmalarını sağlamak. Aslında yeryüzünün doğa sporları başkenti olması gereken üzerinde yaşadığımız bu çok sıra dışı toprakların bu farklı yüzünü ilk önce kendi insanımıza, sonrasında tüm dünyaya anlatmak. Bence hayatın ilk gününden son gününe, ruh ve beden olarak fit olmak, sağlıklı bir yaşam kadar mutlu bir yaşam için en önemli kriter. Bu dergide fit kalmak ile ilgili çok fazla yazı okudunuz ve okuyacaksınız. Fakat ben bu köşede, alışılmış fitness tüyoları dışında doğada yaşayacağınız küçük maceralar ile nasıl daha fit kalacağınızdan veya tam tersi açıdan bakarsak; doğada irili ufaklı maceralar yaşamak için nasıl fit olmanız gerektiğinden bahsedeceğim. Sizlere hem fikir, hem de ilham vermesini umduğum ilk maceramız ile başlıyorum yazılarıma. Haydi başlayalım!
Bu maceramızda her karesi ile bir tabloyu andıran Kaş bölgesindeyiz. Hayatımda tanıdığım en deli dolu karakterlerden biri olan Cüneyt Gazioğlu eşlik ediyor bana. İstanbul’dan Dalaman’a uçup, yaklaşık iki saatlik araba yolculuğu ile Kaş’a ulaşıyoruz. Yol boyunca sağımızda gördüğümüz muhteşem deniz manzaraları, kafamızı sola çevirdiğimizde yerini üzeri karlarla kaplı dağ manzaralarına bırakıyor. Cüneyt ile sıkılmadan “Dünya üzerinde bu kadar inanılmaz bir coğrafyaya sahip başka kaç nokta vardır acaba?” sorusunun yanıtını tartışıyoruz. Antalya’nın en batısında yer alan Kaş; antik tiyatrosu, küçük ve sakin beldeleri, muhteşem koylarıyla göz alıcı bir güzelliğe sahip. İlçe, Kekova, Saklıkent, Patara, Demre ve Kaleköy gibi hem tarihi açıdan değerli hem de doğal güzelliğiyle eşsiz yerlere ev sahipliği yapıyor.
Kaş bölgesi, doğal ve tarihi güzelliğinin yanı sıra dalış, tırmanış, yürüyüş gibi çeşitli maceralar için elverişli imkanlar da sunuyor. Kaş’ın hemen arkasında yükselen 1,1 km yüksekliğindeki Asas Dağı, bölgedeki ilk hedefimiz. Planımıza göre Kaş’tan Asas Dağı’na bisikletle tırmanacağız ve maceramız Kaputaş Kanyonu, Kaputaş Plajı ve Mavi Mağara’da devam edecek. Dağ bisikleti etabıyla başlayacağımız yaklaşık üç günlük bu macera, farklı spor dallarını bir araya getirecek.
Öncelikle 1.130 metre yükseklikteki Asas Dağı’na ulaşmak için yaklaşık 4 saatlik bisiklet tırmanışını tamamlamamız gerekecek. Normalde bu tarz maceralara önceden iyi hazırlansam da kahveyi biraz fazla kaçırdığım için uykusuz bir gece geçirdim ve bu yol benim için Cüneyt’e göre biraz daha zorlayıcı oluyor. Normal şartlarda anı yaşamaktan alacağım keyif yerine, muhteşem doğaya rağmen bir an önce kamp alanına gidip dinlenmek istiyorum. Neyse ki yemyeşil doğa manzarası, zaman zaman enerjimi yükseltiyor. Doğanın sunduğu bu güzellik karşısında tepkisiz kalmak çok zor! Daha Asas Dağı’na çıkmadan batmaya başlayan güneş, ilk hedefimiz olan zirveye ulaştığımızda iyiden iyiye etkisini kaybediyor. Karanlıkta kurulan çadır ve kamp keyfinin olmazsa olmazı, kamp ateşi ile bu yorucu günü geride bırakıyoruz. Yeni gün, yeni maceralara gebe.
Sabah uyandığımızda 1,1 kilometre yükseklikteki çadırın içinden görünen manzara nefesleri kesen türden… Akdeniz’in ve Asas Dağı’nın temiz havasıyla başladığımız bu yeni günde tam henüz yola koyulmamışken yoğun bir sis bulutu kendini gösteriyor. İnanın dağlarda sisin gelişini seyretmek bile çok keyifli. Şimdi eşyaları toplayıp Kaputaş Kanyon’a doğru pedal çevirme vakti. Cüneyt adrenaline doymuyor, rotayı doğanın tam ortasına çekmekte ısrarcı. Cüneyt’e ısrarla; “Bu kez vücut korumalarımız yanımızda değil. Basit bir düşüş bile ciddi sorunlar yaratabilir ve sakatlanabiliriz!” diyorum. Neyse ki sorunsuz bir şekilde tekrar asfalt yola dönüyor ve konforla birlikte tempomuzu artırıyoruz. Yol uzun, bu maceranın kahramanı Kaputaş Kanyonu’na varmak için sabırsızlanıyoruz. Sonunda kanyonun giriş noktasına varıyoruz ve burada bize eşlik edecek kanyoncu rehberlerimiz ile buluşuyoruz. Sırada 6 saatlik bir kanyon geçişi var. Hava ne kadar sıcak olursa olsun kanyonların içi genelde soğuk olur. Hele ki Kaputaş gibi sulu yani ıslak bir kanyona giriyorsanız vücut ısınız çok hızlı bir şekilde düşecektir. Bunu engellemek için Cüneyt ve ben Quiksilver’in 5 mm kalınlığındaki uzun kol uzun bacak “Wetsuit” yani Neopren su elbisesini giyiyoruz. Islansak bile tüm gövdemiz sıcak kalacak. Bununla da yetinmeyip sırt çantalarımızın içine süper ince, süper hafif Salomon Bonatti yağmurluklarımızı da koyuyoruz. Halat kullanımları ve kaya inişleri için ellerimize kısa parmaksız yazlık eldiven var. Bu aynı zamanda kayıp yere düştüğünüz anlarda yerle ilk temas noktası olan avuç içlerinizi de son derece iyi koruyor. Ayaklarımıza yine hem ıslak hem kuru zeminde kullanmak için tasarlanmış Salomon TechAmphibian ayakkabılarımızı giyiyoruz. Bu maceranın belki de en önemli ekipmanı. Kafamızda kayak yaparken de kullandığımız kompozit gövdeli, çok amaçlı ve çok hafif ama çok dayanıklı Quiksilver Fusion kasklarımız var. Bütün hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra 2,76 kilometre uzunluğunda birçok iniş ve tırmanıştan oluşan parkur için yola çıkıyoruz. Uzun ve zorlu parkur soğuk sulardan geçmeyi, halatlı inişi ve dik tırmanışları içeriyor. Tedirgin edici olduğu kadar keyifli olan parkuru burayı iyi tanıyan bir rehbersiz geçmek pek mümkün değil. Ne şanslıyız ki Bougainville Travel ekibinden Ufuk ve Yaşar bu kanyonu avucunun içi gibi biliyor.
Kanyonun içindeki kayaların gevşek olması, çok dikkatli olmayı gerektiriyor. Halatla iniş ve tırmanışlarda deneyimli olmayan birinin bu parkuru tek başına tamamlamaya çalışması çok tehlikeli. Rehberlerin her sözünü dinlemek ve ekipçe hareket etmeye özen göstermek gerekiyor. Hayatımızın belki de en keyifli 2,76 kilometresini aşarak büyük bir yorgunluk ve keyifle Türkiye’nin en sembolik plajlarından biri olan Kaputaş Plajı’na ulaşıyoruz. Eminim bir çoğunuz bu plaja daha önce gelmişsinizdir ama sadece 100 metre arkanızda milyonlarca yılda oluşmuş doğa harikası bir kanyon olduğundan ne kadar haberdarsınız? Kuru mevsimlerde kanyonun içinde kamp yapılabilse de bu mevsim için plaj çok daha iyi bir seçenek. Dolayısıyla, ikinci kamp gününde iyi dinlenmek ve bir sonraki günün maceralarına hazır olmak için çadırımızı denizin hemen kenarına kuruyoruz.
Ertesi sabah kanolar ile bölgede kısa bir tur yapıp bölgenin vaat ettiği güzellikleri görmek için her fırsatı değerlendireceğiz. Kaş’tan Asas Dağına tırmanışla başlayan ve Kaputaş Kanyon’da devam eden bu keyifli ve zorlu macera, plaja sadece birkaç kilometre uzaklıktaki, içine kanolarımız ile girdiğimiz Mavi Mağara’nın nefes kesen güzelliğinde tamamlanıyor. Kaş’ın gözlerinizi alamadığınız turkuaz renkli denizi ve yemyeşil ağaçları ile daha da unutulmaz bir deneyim olarak anı defterimizde en önemli yerlerden birini alıyor. Bir dahaki ay, yeni ve adrenalin dolu bir macerayla buluşmak üzere, şimdilik hoşça kalın…
Yazar: Cüneyt Gazioğlu


