Alaçatı Big Fish’te 24 yaşında bir genç, Türkiye’de gerçekleşen sportif balıkçılık turnuvalarında bugüne kadar yakalanmış en büyük balığı nasıl karaya çıkardı?
Sportif balıkçılık… Bu iki kelimenin yan yana gelmesi bile, sporun ne olup ne olmadığına dair ufak da olsa kişisel bir görüş geliştirmiş birçok kişinin yüzünü ekşitmesi için yeterli bir neden olabilir. Süpermarketten temizlenmiş, dondurulmuş ve paketlenmiş haliyle balık alırken asla aklına gelmeyen düşünceleri fark eder bazıları. Bazıları ise avı sporla eşleştiremez. Dürüst olmak gerekirse ben de bu fikirlere pek uzak biri değildim. Ta ki Alaçatı’da bir Eylül akşamı, 24 yaşındaki Mert Bigalı’nın üç buçuk saatlik bir mücadelenin ardından 305 kiloluk dev bir orkinosla Port’a dönüşüne şahit olana kadar…
“Büyük Balığın Peşinde” sloganı ile yola çıkan bir turnuva düşünün. Türkiyenin en iyi balıkçılarını bir araya getiriyor. Toplam 63 tekne, üç gün boyunca günün ilk ışıklarıyla birlikte uluslararası sulara doğru yola çıkıyor ve akşam saatlerine kadar ufukta görünmüyorlar. Bir hakem teknesinin aralarında dolaştığı yarışmacıların hepsi en büyük balığı yakalamak için uğraşıyor. İçlerinde Türkiye’nin önde gelen iş insanları da var. Sonra birdenbire oltaların sudan çekileceği 15:30’a 10 dakika kala Fidato adında, rakiplerine nazaran biraz daha ufak bir tekneden oltaya çok büyük bir balığın takıldığı haberi geliyor. Yarışma kuralları gereği, balığın oltaya takılışı olta toplama süresinden önce gerçekleştiği için Fidato ekibi için mücadele başlıyor.
Bahsetmeden geçmemek gerek; kurallar gereği balığın vurduğu oltayı ekip üyeleri arasından ilk kim eline alırsa balığı da o çekmek zorunda. Yorulduğunda başkasına devredemiyor ve tekneye sabitleyemiyor. Şimdi bu işin bir spor olup olmadığını bir kez daha düşünün. 24 yaşında, taş çatlasa 70 kilo ağırlığında bir gencin, ucunda sudayken onlarca insan kuvveti sergileyebilen 305 kiloluk bir balığın takılı olduğu bir oltayı kontrol ettiğini, direnci ve gerilimi hassasiyetle ayarladığını, aynı anda hem kendini hem ekipmanını korumaya çalıştığını, başarıp başarmayacağını tam olarak öngöremese bile mücadeleyi bırakmadığını gözünüzde canlandırın.
Kuvvetinizin, iradenizin, tekniğinizin ve inancınızın sınandığı bir mücadele neden spor sayılmasın ki… Adeta bir güreş bu. Üstelik sıkletlerin eşit olmadığı bir güreş.
Tabii bu mücadeleyi kaybeden tüm balıklar, görgüsüz bir av festivali gibi karaya yığılmıyor. Columbia’nın sponsor olduğu Alaçatı Big Fish Turnuvası, her yıl olduğu gibi bu yıl da yakala-bırak-yaşat temasını ön planda tuttu ve iki günde yaklaşık yarım ton balık doğaya sağlıklı bir şekilde geri bırakıldı. Hakemler, balıkların suya geri bırakılışındaki özeni bile değerlendiriyor. Mevsimin en güzel zamanında 15-16 Eylül’de düzenlenen Alaçatı Big Fish’te her iki günde de, karaya balıkla sadece beş tekne döndü.
Mert Bigalı, hava kararana kadar sürdürdüğü mücadelenin sonunda Türkiye rekorunu tekneye çekmeyi başardı. Son gün yapılan hakem değerlendirmeleri sonucunda (ve tabii ki “göz var izan var” kuralı gereği) FİDATO ekibi En Büyük Balık kategorisinde birinci oldu. Sıralamada onları Bluefin ve Old Sailors ekibi takip etti. En Fazla Yakala-Bırak kategorisinde 3 mavi kanat Orkinos ile Barbarossa ekibi, En Büyük Yakala-Bırak kategorisinde ise 200 santimetrelik ir orkinosu tekrar denize salarak Apnea Fishing galip geldi. Üstelik onlar da bugüne kadar turnuvalarda geriye bırakılmış en büyük balık rekoruna imza attı.
Turnuvanın son günü kutlamalar esnasında genç rekortmen Mert Bigalı’yı kalabalık arasından Columbia standına çektim ve kısa bir sohbet gerçekleştirdik.
CEMAL MERT BİGALI
Ekibi: Fidato
Avı: 305 kg Mavi Yüzgeçli Orkonos
(1000000)
Bize kendinden biraz bahseder misin?
Doğma büyüme İzmirliyim. Ankara’da üniversite okuyorum. Denizi, güneşi, maviyi çok seviyorum. Balıkçılık sevdası benim için babadan kalma bir alışkanlık. Doğduğumdan beri devam ediyor diyebilirim. Üç-dört yaşlarımdayken ailem küçük bir leğene su doldurduğunu, bana içine olta attırdıklarını ve bekle dediklerini hatırlarım. Saatlerce beklerdim. Yaşım ilerledikçe bu tutkumu geliştirdim. Babamla birlikte bu hobimi beraber devam ettirmeye başladık.
Daha önce Big Fish’e katılmış mıydınız?
Evet, yaklaşık 10 yıldır bu yarışmalara katılıyoruz. Babam ve arkadaşlarım beni belli bir yaşa kadar almıyorlardı. Yaklaşık dört-beş yıldır ben de aktif olarak katılıyorum. Balık yakaladığımız zamanlar oldu, iki yıl önce turnuvada üçüncü olduk. Tutamadığımız zamanlar da oldu ama dediğim gibi, tutsak da tutmasak da başka bir keyif bu.
Ekibinizin adı neden Fidato? Ayrıca tüm ekibiniz aile fertlerinden mi oluşuyor?
Fidato, İtalyanca’da ‘mert’ demek. Ekibimiz ise ben, babam Feridun Bigalı ve çok yakın arkadaşı Ahmet Atay’dan oluşuyor. Üçümüzdük.
Balıkçılıkla alakalı herhangi bir eğitim aldın mı?
Yurt dışı seyahatlerimizde, merakımızdan ötürü tekne kiralayıp balığa çıktık. Herhangi bir eğitimim yok. Kesinlikle baba hobisi diyebilirim. Öğrenmeye devam ediyorum. Başkalarını izleyerek de bir şeyler öğrenebiliyorsun ama balıkçılık kendin deneyimlemedikçe asla olmayacak bir şey. Kurallara göre, balık ekipte kime vurduysa onun devam etmesi gerekiyor, oltayı başkasına veremiyorsunuz ve tekneye sabitleyemiyorsunuz.
Bu kadar uzun bir süre boyunca böylesi ağır bir balıkla mücadele etmek nasıldı? Pes edip bırakmayı düşündünüz mü?
Evet, oyuncu değişikliği yapamıyorsunuz. Şunu itiraf etmeliyim ki attığımız tüm oltalar zaten benimdi. Hangisine vurursa vursun ben çekecektim. Orkinos avcılığını çok seviyorum. Bu hayatımda kendim çektiğim altıncı orkinosum oldu. Her deneyimlediğimde kendimi daha iyi hissediyorum. Şans bizden yanaydı. Nasibimiz varmış. Başka birisine de vurabilirdi. Öğleden sonra 3:20 sularında balığımız vurdu, yani aslında 10 dakika sonra gün bitiyordu. Gün boyunca sonuna kadar sabrettik, aynı yerde kaldık. Üç saat 40 dakika süren bir mücadeleydi. Son bir saati inanılmaz zor, inanılmaz yorucuydu. Hatta eziyet haline bile dönüşmüştü diyebilirim. Artık işin zevkten çıktığını defalarca tekrarlamıştım. İtiraf edeyim, “Bu balık kesinlikle gelmiyor, bırakacağım” dedim. Sonra biraz enerjimi topladım ve bir şekilde aldık.
Peki balık henüz sudayken bu kadar büyük olduğunu tahmin edebiliyor muydunuz?
Hayır, böyle bir şey beklemiyordum. Ağırlığına kıyasla çok küçük bir makine ayarıyla avlandık, Accurate bir makinemiz vardı. Oldukça küçük, 5/0 bir circle hook’umuz vardı. Bir de Shimano marka bir kamışımız vardı. Hatta teknenin yanına yanaştırdığımızda balık son bir hamle yaptı ve kamışın ucunu kırdı. Ama o sırada zaten balığı almış durumdaydık, kakıç vurmuştuk.



